TÜRK MEDENİ KANUNUNA GÖRE KİŞİLER ARASI EVLAT EDİNME DAVASI
Evlat edinme, çeşitli ihtiyaçlara cevap verebilen bir hukuki müessesedir. Ailesi olmayan küçüklerin, aile yanına yerleşmek suretiyle gelişimlerini sağlıklı bir şekilde tamamlamalarının, çocuğun yüksek yararının korunmasına hizmet edeceği değerlendirilmektedir.
01 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun getirdiği önemli yeniliklerden bir bölümü evlat edinme hukuku ile ilgili hükümlerde olmuştur. 4721 s. TMK ile evlat edinme, 743 Sayılı Medeni Kanunun yürürlükte olduğu dönemde taraflar arasında çocuğun evlat edindirilmesi konusunda anlaşmalarına dayanan akdi işlem olarak kabul edilmekteyken 4721 s. TMK’nın kabulü ile, akdi bir işlem olmaktan çıkarılmış, evlat edinme işleminin hukuki sonuç doğurması, yetkili ve görevli mahkeme tarafından evlat edinme kararı verilmesine bağlanmıştır (MK m. 315). Çocuğun üstün yararının korunmasını amaçlayan ve aynı zamanda kötüye kullanmaya da uygun olan bu kurumun taraflar arasında uzlaşmaya dayanan akdi nitelikten çıkarılması yerinde bir değişikliktir.
Ülkemizde evlat edinmek isteyen kişiler ya da eşler iki usulde bu hukuki işlemi gerçekleştirebilmektedirler. Medeni hukuk bakımından evlat edinmenin şartları aynı olmakla birlikte, temelde kurumdan evlat edinme, gerçek kişilerden evlat edinme olarak nitelendirebileceğimiz iki farklı usulde evlat edinme işlemi gerçekleştirilmektedir. Aileler evlat edinmek istedikleri çocuğu ya T.C. Aile Bakanlığına bağlı müesseselerde koruma altına alınan çocuklardan yahut evlat edinmek istedikleri çocuğun ana ve babası ile doğrudan evlat edinme konusunda mutabakata varmaları şeklinde iki temel usulde evlat edinebilmektedirler. Her iki durumda da evlat edinme kararı ancak aile mahkemesinde açılan dava sonunda davaya bakan hakimin evlat edinme işleminin çocuğun üstün yararına uygun olduğuna kanaat getirmesi ve tarafların şartları sağladıklarına karar vermesi halinde evlat edinmeye karar vermesi ile neticelenir.
GENEL ŞARTLAR
Türk Medenî Kanunu, 18 yaşından küçüklerin evlât edinilmelerine ilişkin genel şartlar olarak; küçüğün evlat edinecek kişi veya çiftler tarafından bakılmış ve eğitilmiş olması, evlât edinmenin küçüğün yararına olması ve diğer çocukların haklarının zedelenmemiş olması ile çocuğun kurum bakımı tedbiri altında bir çocuk olması halinde evlâtlık işlemlerinde aracı kurumun gerekliliğini öngörmüştür.
I- 18 YAŞINDAN KÜÇÜK ÇOCUKLARIN EVLAT EDİNİLMESİNİN ŞARTLARI
1. Küçüğün Bakılmış Ve Eğitilmiş Olması
TMK. m. 305’e göre; “Bir küçüğün evlât edinilmesi, evlât edinen tarafından bir yıl süreyle bakılmış ve eğitilmiş olma koşuluna bağlıdır”.
Evlât edinen tarafından bir yıl süreyle bakım ve eğitim şartı, evlât edinme müessesesine yeni girmiş ve çocuğu hukukunun temel normu olan çocuğun üstün yararının korunması ilkesinin gereklerine uygun bir düzenlemedir. Bir ömrü paylaşmaya hazırlanan tarafların birbirlerine ısınmaları önemli bir husustur. Taraflar arasında sıcak bir ilişkinin olması, huzuru ve bu sayede kurumdan beklenen faydayı beraberinde getirir. Böylesi bir uyum yok ise, bunun baştan tespit edilmesi tarafların bu beraberlikten en az zararla ayrılmalarına yol açar[1].
2. Evlât Edinmenin Küçüğün Yararına Olması
TMK. m. 305/ II’ye göre, “Evlât edinmenin her halde küçüğün yararına bulunması ve evlât edinenin diğer çocuklarının yararlarının hakkaniyete aykırı bir biçimde zedelenmemesi de gerekir”.
Bu hükme göre, evlât edinmede öncelikle küçüğün yararı temel ilke olarak benimsenmiştir. Bu nedenle, evlât edinme işleminin yapılabilmesi evlâtlığa alınacak olan küçüğün menfaatine uygun olması şartına bağlıdır, hatta madde gerekçesindeki ifadeyle “evlât edinme işleminin olmazsa olmaz” koşuludur.
3. Evlât Edinenin Diğer Çocuklarının Haklarının Zedelenmemiş Olması
Kanun koyucunun getirdiği bu şarttan anlaşılacağı üzere bu yeni düzenleme, 743 sayılı Medenî Kanundaki düzenlemeden farklı olarak alt soyu (çocuğu-torunu) bulunan kimselere de bir küçüğü ya da küçükleri evlât edinebilme imkanı tanımaktadır.
4. Birlikte Evlât Edinme Halinde
a. Eşlerin Birlikte Evlât Edinme Zorunluluğu
4721 sayılı yeni Türk Medenî Kanununun 306/I. maddesine göre; “Eşler ancak birlikte evlât edinebilirler; evli olmayanlar birlikte evlât edinemezler” hükmü getirilmiştir. Buna göre, kanun koyucu bir küçüğü veya ergin ya da kısıtlı bir kişiyi birlikte evlât edinebilme hakkını sadece eşlere tanımakta, evli olmayanlara birlikte evlât edinme hakkı vermemektedir. Kanunda “çocuksuz (sahih nesepli alt soyun olmaması)” şartı kalkınca buna bağlı olarak eşlerin birlikte evlât edinme zorunluluğu getirilmiştir. Zira, artık çocuğu olan eş de evlât edinebileceğine ve eşler birbirlerinin çocuğunu evlat edinebileceğine göre İsviçre’de olduğu gibi (İMK. m. 264/a), kural olarak eşlerin tek başına evlât edinmesine izin verilmemektedir.
Eşlerin birlikte evlât edinebilmeleri için alternatif iki şart aranmaktadır. Bunlar, eşlerin en az beş yıldan beri evli olmaları veya otuz yaşını doldurmuş olmaları gerekir (TMK. m. 306/II). Birlikte evlât edinme için bu iki şarttan sadece birinin bulunması yeterlidir.
b. 3’üncü Bir Kişiyi Evlat Edinme
3’üncü bir kişinin birlikte evlat edinilmesinde alternatif iki şart mevcuttur.
Evlat edinenlerin;
i- En az otuz yaşını doldurmuş olmaları veya
ii- En az beş yıldan beri evli olmaları gerekir.
c. Diğer Eşin çocuğunu Evlat Edinme
Diğer eşin çocuğunun evlat edinilmesi halinde, evlat edinecek olan kişinin;
i- En az otuz yaşını doldurmuş olması veya
ii- En az iki yıldan beri evli olmaları gerekir.
Yukarıda değinilen iki halde evlat edinecek kişi otuz yaşın çok altında olabilir diğer şartları sağladığında yaşı evlat edinmesine engel olamaz. Örneğin; 18 yaşını tamamladığında evlenen bir kişi, 20 yaşını halen evli olarak tamamladığında, diğer şartlar da gerçekleşmişse eşinin çocuğunu evlat edinebilir. Yaşa ilişkin olarak yukarıda değinilen tüm hususlarda kanun koyucu 30 yaşın tamamlanmasını şarta bağlamıştır.
a. Eşlerin En Az Beş Yıldan Beri Evli Olmaları Gerekir
Eşlerin birlikte evlât edinmelerinde aranılacak alternatif şartlardan biri, onların en az beş yıldan beri evli olmalarıdır. Bir önceki paragrafta da net olarak ortaya koyduğumuz üzere, bu şartı gerçekleştiren eşlerin belli bir yaşı doldurmuş bulunmalarına gerek yoktur. Örneğin, kısa bir süre önce evlenmiş olmakla birlikte otuz yaşını doldurmuş bulunan eşler evlât edinebilecekleri gibi; otuz yaşını doldurmamış olmakla birlikte en az beş yıldan beri evli olan eşler de evlât edinebilir.
b. Eşlerin Otuz Yaşını Doldurmuş Olmaları Gerekir
Eşlerin yaşına ilişkin genel temayül, evlât edinenin yaşının küçültülmesine doğru açık bir eğilim göstermekte ve bu hususta Medenî Kanunumuz örnek teşkil etmektedir. 1983 öncesi kırk olan evlât edime yaşı 2846 sayılı kanunla otuz beşe indirilmiş ve 4721 sayılı yeni düzenleme ile bu yaş sınırı otuz yaşın doldurulması olarak kabul edilmiştir. Alman Medenî Kanununun 1743. maddesine göre, Alman Hukukunda evlât edinme yaşı 25 olarak düzenlenmiştir. Bu sayede evlât edinme hukuki işleminin amacının, öncelikle çocuğun üstün yararının korunması amacına hizmet etmesi ve bu müesseseye sosyal bir hizmet gördürmek amaçlanmaktadır. Ayrıca çocuğu olmayan ailelerin evlât edinmeleri söz konusu olduğunda, bu ailelere daha erken yaşta bu imkânı vermekle, hem aileler hem de korunmaya muhtaç çocuklar açısından beklentileri karşılanmış olmaktadır.
5. Eşlerin Birlikte Evlât Edinme Zorunluluğunun İstisnaları
Evli kişiler kural olarak bir küçüğü tek başlarına evlât edinmeyeceklerdir. Ancak TMK. m. 306/3 ve 307/2 bu kurala iki istisna getirmiştir. Bunlardan ilki TMK. m. 306/3’e göre, eşlerden birinin diğerinin çocuğunu (kendi üvey çocuğunu) evlât edinmesi, diğeri de TMK. m. 307/2’de sayılan bir takım özel hallerin varlığı nedeniyle, eşlerin birlikte evlât edinebilmelerinin mümkün olamamasıdır.
a. Diğer Eşin Çocuğunu Evlât Edinme
Eşlerden biri, genel kuralın aksine, diğerinin çocuğunu tek başına evlât edinebilir. Şayet eşlerden biri diğerinin çocuğunu evlât edinecekse, en az iki yıldan beri evli olmaları veya evlât edinecek olanın otuz yaşını doldurmuş olması yeterli kabul edilmiştir (TMK. m. 306/3). Ancak bu durumda şöyle bir ihtimal söz konusu olabilir: Otuz yaşını doldurduğu halde, henüz evlilikleri iki yılı doldurmamış olan çiftlerden evlât edinmek isteyen tarafın, evlât edineceği çocuğa bir yıl bakmış ve eğitmiş olması şartı aranacak mıdır? İsviçre’de bu bakım gözetim şartının aranacağı, aksi takdirde evlât edinmeye izin verilmesinin çocuğunun menfaatlerine aykırı olacağı ileri sürülmüştür. Ancak İsviçre Medenî Kanununda 26.6.1998’de çıkartılan ve 1 Ocak 2000’de yürürlüğe giren bir kanun ile yapılan bir değişiklikle (İMK. m. 264 a/III), üvey çocuğun evlât edinilebilmesi için yaş şartı kaldırılarak, en az beş yıldan beri evli olma durumu getirilmiştir. İsviçre’deki bu yeni değişikliğin sebebi; evliliğin kısa bir süre sonra boşanma ile sonuçlanması olasılığı karşısında, üvey evlât ile evlâtlık ilişkisi kuran diğer eşin ilişkisinde meydana getireceği olumsuzlukların bertaraf edilmek istenmesidir.
b. Birlikte Evlât Edinmenin Mümkün Olamaması
TMK. m. 307/II’de, eşlerin ancak birlikte evlât edinebilecekleri kuralının ikinci istisnası yer almaktadır. Buna göre, otuz yaşını doldurmuş olan eş, diğer eşin ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksunluğu veya iki yılı aşkın süreden beri nerede olduğunun bilinmemesi ya da mahkeme kararıyla iki yılı aşkın süreden beri eşinden ayrı yaşamakta olması yüzünden birlikte evlât edinmenin mümkün olmadığını ispat etmesi halinde, tek başına evlât edinebilir.
Yazımızın önceki paragraflarında ifade edildiği üzere genel kural; Eşler bir kimseyi ancak birlikte evlât edinebilirler. Bu itibarla bir eşin tek başına evlât edinmesi kural olarak mümkün değildir. Ancak otuz yaşını doldurmuş bir eş için, bir kimseyi diğer eşiyle birlikte evlât edinmek imkansız hale gelmişse, bu durumda artık kanun koyucu diğer eşe tek başına evlât edinebilme hakkını tanımaktadır. Buna göre, otuz yaşını doldurmuş eş diğer eşin; ayırt etme gücünden sürekli yoksun bulunması, iki yılı aşkın bir süredir nerede olduğunun bilinmemesi ve mahkeme kararıyla iki yılı aşkın süreden beri kendisinden ayrı yaşamakta olması yüzünden birlikte evlât edinmenin mümkün olmadığını ispat ederse tek başına evlât edinebilir. Tek başına evlât edinme isteminde bulunan eşin yukarıdaki üç halden yalnızca birini mahkemede ispat etmesi gerekli ve yeterli olacaktır.
6. Evlât Edinenle Evlâtlık Arasında Belli Bir Yaş Farkının Olması
Evlât edinenle evlâtlık arasında en az on sekiz yaş fark bulunmalıdır. Yani evlât edinen evlâtlıktan on sekiz yaş büyük olmalıdır. Kanunumuz bu hükmüyle, evlât edinme yoluyla, evlâtlık ile evlât edinen arasındaki zaman mesafesini, gerçek ana baba ile çocukları arasındaki yaş farkına benzetmek istemiştir.
7. Küçüğün Rızası
TMK. m. 308/II’ye göre; “Ayırt etme gücüne sahip olan küçük, rızası olmadıkça evlât edinilemez”. Aynı düzenleme 743 sayılı önceki Medenî Kanunun 254. maddesi birinci fıkrasında düzenlenmişti. Buna göre, evlâtlığın kendi rızası ancak ayırt etme gücüne sahip olması halinde söz konusudur. Evlât alınacak kimse eğer ayırt etme gücüne sahip ve reşit yani tam ehliyetli ise, evlât edinme işleminin meydana gelmesi için gerekli olan rızayı kimsenin yardımına veya görüşüne ihtiyacı olmaksızın kendisi verebilir. Evlâtlığa alınacak kişi ayırt etme gücüne sahip küçük ise, o zaman hem kendisinin hem de ana ve babasının; şayet ayırt etme gücüne sahip kısıtlı ise, vasi ve vesayet dairelerinin onayını almak gerekir. Ayrıca evlat edinilecek çocuk kurum bakımı tedbiri uygulanan bir çocuksa vesayet makamının da izni gerekir.
8. Küçüğün Ana ve Babasının Rızası
TMK. m. 309/I’e göre; “Evlât edinme, küçüğün ana ve babasının rızasını gerektirir”.
Buna göre, küçüğün evlât edinilmesi anne ve babanın birlikte rızalarını gerektiren bir işlemdir. TMK. m. 355/I’e göre, ergin olmayan çocuk ana ve babasının velâyeti altındadır. TMK. m. 336/I’e göre ise, evlilik devam ettiği sürece velâyeti ana ve baba birlikte kullanırlar. Bu nedenle, evlât edinme işleminde hem ananın hem de babanın rızası gerekir. Çünkü, yapılan işlemle velâyet hakkı sona ermektedir. Çocuğun anne babası boşanmışlar ve velayet eşlerden birine verilmişse velayeti elinde bulunduran tarafın rızası yeterli olup olmadığı hususu tartışmalıdır. Evlat edinilecek küçük velayet altındaysa TMK’nın 311 ve 312’nci maddelerindeki saklı haller haricinde TMK’nın 309’uncu maddesinin 1’nci fıkrası uyarınca biyolojik ana-babasının da rızası alınmalıdır. Rıza alınması gerekliliğinin velayet hakkı ile ilintili olup olmadığı konusunda doktrinde farklı görüşler mevcuttur. Birinci görüşe göre; velayet hakkı biyolojik ana veya babadan yalnızca birinde olsa bile rızanın her iki ebeveynden de alınmasının gerekli olacağı yönündedir. Çünkü ana ya da babanın rızasının alınması velayet hakkından bağımsız ve ayrı bir yetki olup soybağı ile ilişkilidir. Maddenin lafzi yorumuna göre, ana babanın rızaları kümülatif olarak aranacaktır. Bu amaçla “ve” bağlacı kullanılmıştır. Velayet hakkına sahip olup olmamanın bu noktada herhangi bir önemi yoktur. Bu hak, onların ana veya baba sıfatını taşımalarının doğal bir sonucudur[2]. Öğretide bir görüşe göre, çocuk ile arasında hukuken soybağı tesis edilmemiş kişilerin evlat edinmeye rıza konusunda irade beyanında bulunmaları mümkün olmadığı da ileri sürülmektedir[3]. Örneğin, evlilik dışı doğan bir çocukla hukuken soybağı kurulmadığı takdirde evlat edinmede babanın rızası alınması gerekli olmadığının kabul edildiği yargı kararları da vardır. Y18.HD., T. 16.01.2014, E. 2013/19647, K. 2014/433 sayılı kararı “…Samsun ilinde hakkında bakım tedbiri uygulanan Ü..’nun annesi Ç..tarafından Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğüne sunulan 10.09.2012 tarihli dilekçesi ile, çocuğu Ü..›in evlatlık verilmesini istediğinden bahisle, anne Ç..’nun rızasının var olduğunun, annenin beyanıyla nüfusta baba olarak kaydettirilen E.. isimli şahsın rızasının aranmayarak Ü..›nun evlat edinmeye rıza verilmesini talep ve dava etmiştir. Tüm dosya kapsamı hep birlikte incelenip değerlendirildiğinde; davalılardan Ç..’nun … Ticaret Meslek Lisesi son sınıf öğrencisi iken bir üst komşusu olan üniversite öğrencisi E.. isimli bir şahısla girmiş olduğu ilişki sonucu 27.07.2012 tarihinde Ü..’nu dünyaya getirdiği, bunun üzerine Ç..›in okulla ilişkisinin kesildiği, babasının taş ocağında çalıştığı, ancak akli dengesindeki bozukluklar sebebiyle ailesiyle yeterince ilgilenmediği, mahkememizin 2012/768 Esas ve 2012/644 Karar ile Ü.. hakkında bakım tedbiri uygulandığı, Çi..’in oğlu Ü..›e bakamayacağından küçük Ü..’in evlatlık olarak verilmesine ilişkin 10.09.2012 tarihli dilekçesi ile rıza gösterdiği, yine davalı Ç..’in beyanıyla baba hanesine kaydettirilen E..’nin açık kimlik bilgilerinin ve açık adresinin tespit edilmediği anlaşılmakla, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1- Anne Ç..’nun 10.09.2012 tarihli dilekçesi uyarınca M.K 309 uncu Maddesi uyarınca rızası ile, yine anne Ç..’nun beyanıyla nüfusa kaydettirilen ve sadece ismi olduğu herhangi bir kimlik bilgisi ve açık adresi bulunmayan baba E..’nin M.K. 311 ve 312 nci maddeleri uyarınca “rızası aranmaksızın’’ Sinop İli Erfelek İ...d.lu, Ü...’nun evlat edindirme hizmetinden yararlandırılmasına, 2-Davanın niteliği gereği harç alınmasına yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda itiraz yolu açık olmak üzere karar verildi.” Kararda dikkat edilmesi gereken husus, baba olarak kaydettirilen E.’nin açık kimlik bilgilerinin ve adresinin tespit edilmesi mümkün olmayan bir kişi olmasıdır. İkinci görüşse; rızanın aranıp aranmaması velayet hakkı ile bağlantılıdır. Başka bir anlatımla, yalnızca çocuğun velayet hakkına sahip olan eşten rıza alınması yeterli olacaktır. Kanaatimce evlat edinme işlemi çocuğun hayatını etkilediği kadar ebeveynlerinin hayatını da aynı derecede etkilemektedir. Bu derece önemli bir karar velayet hakkı ile özdeşleştirilmemeli, kişinin soy bağının bir gereği olduğu kabul edilmelidir. Doktrindeki görüş de bu yöndedir[4]. Biyolojik ana ve baba her durum ve şartta mahkeme tarafından bizzat dinlenmelidir. Biyolojik ana ve baba çocuğun yararına aykırı davranacak tavır ve tutum sergiledikleri takdirde hâkim re’sen çocuğun hakkını gözeterek onun yararına en doğru olan kararı verebilir hatta velayetin kaldırılmasına neden olacak derecede özensiz bulduğu takdirde çocuğa vasi atama yoluna gidebilir. Çocuğun menfaatine aykırı davranarak evlat edinmeye izin vermediği takdirde ebeveynler hakkın kötüye kullanılması yasağı ile de karşı karşıya kalacaklardır. Bu halde rıza aranmadan çocuğun evlat edindirilmesi söz konusu olabilecektir. Ek olarak, TMK’nın 309’uncu maddesinde ana ve babanın rızası denilmektedir. “Ve” bağlacı kullanılmıştır. Kanunun lafzı da ana-babanın birlikte rızasının alınmasının gerekli olduğunun bir diğer göstergesi olduğu değerlendirilmektedir.[5]
Küçüğün veya ana ve babasının oturdukları yer mahkemesinde sözlü veya yazılı olarak açıklanan rıza tutanağa geçirilir (MK m. 309/II). Ana ve babanın ayrı yaşaması halinde her birinin kendi oturdukları yer mahkemesi veya küçüğün oturduğu yer mahkemesi rıza açıklamada yetkilidir. Maddede geçen “oturdukları yer” ifadesi, yerleşim yeri değil sakin olunan yer olarak değerlendirilmesi gerekir. Zira, kanun koyucu, yerleşim yerini aradığı hallerde, bunu açıkça belirtmiştir[6].
Evlat edinenlerin, adlarının belirtilmemiş veya henüz belirlenmemiş olması rızanın geçerliliğini etkilemez (MK m. 309/III). Burada kanun koyucunun iradesi, evlat edinenlerin kişisel özelliklerinden dolayı doğması muhtemel problemlere göre ana babanın rıza göstermesi değildir. Ana babanın, çocuk ile ilişkileri ve çocuk üzerindeki haklarının son bulmasına rıza göstermesi amaçlanmıştır. Evlat edinenlerin bu husustaki yeterlilikleri, evlat edinmeye karar verecek olan mahkeme tarafından zaten takdir edilecektir.
Türk Medeni Kanununda, ana babanın rızasının zamanına ilişkin olarak yeni bir hüküm getirilmiştir. Buna göre; küçüğün doğumunun üzerinden altı hafta geçmeden önce verilen rıza geçersizdir (MK m. 310/I).
Tutanağa geçirilme tarihinden itibaren altı hafta içinde aynı usulle, verilen rızanın geri alınması mümkündür (MK m. 310/II). Ana babanın, verdikleri bu karar karşısında son bir kez değerlendirme ve rızalarını geri alabilme imkanı tanınmıştır. Zira, geri almadan sonra yeniden verilen rıza kesindir (MK m. 310/III).
Ana ve babadan birinin rızasının aranmadığı haller şunlardır;
a) Kim olduğu veya uzun süreden beri nerede oturduğu bilinmiyorsa veya ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksun bulunuyorsa,
b) Küçüğe karşı özen yükümlülüğünü yeterince yerine getirmiyorsa (MK m. 311).
Gelecekte evlat edinilmek amacıyla bir kuruma yerleştirilen ve ana veya babadan birinin rızası eksik olan küçüğün evlat edinilmesi izin izlenmesi gereken prosedür şudur; evlat edinenin veya evlat edinmede aracılık yapan kurumun talebi üzerine ve kural olarak küçüğün yerleştirilmesinden önce, onun oturduğu yer mahkemesi bu rızanın aranıp aranmamasına karar verir (MK m. 312/I). Bunun dışındaki durumlarda rızanın aranmamasına ilişkin karar evlat edinme işlemleri esnasında verilir (MK m. 312/II). Yargıtay Kurum bakımı altında olan çocuğun, geçiçi bakım sözleşmesinin imzalanarak evlat edinecek eşlerin yahut kişilerin yanına yerleştirilmesinden sonra evlat edinilmesinde ana-baba rızası aranmamasına izin verilmesi konusunda ayrı bir dava açılmasında hukuki menfaat şartı bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetmekte ve bu şartın aranıp aranmayacağının evlat edinme davası esnasında incelenmesi gerektiğini kabul etmektedir.
Nitekim, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2022/2357 E. , 2022/4554 K. Dava, küçüğün gelecekte evlat edindirme hizmetlerinden yararlandırılacağı ileri sürülerek TMK’nın 311.maddesindeki sebepler ile anne ve babanın evlat edinmede rızasının aranmamasına karar verilmesi istemine ilişkin davada, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 23.12.2020 tarihli ve 2017/1926 Esas, 2020/1057Karar sayılı ilamında tartışıldığı üzere, Küçüğün geçici bakım sözleşmesi ile evlat edinecek aile yanına yerleştirilmiş olmasına göre, ana ve baba rızasının aranmaması konusunun evlat edinme davası içinde değerlendirilmesi gerektiğinden, açılan davanın açıklanan gerekçeyle reddine karar verilmesi yönünde karar vermiştir.
Kişiler arası evlat edinme davalarının en önemli noktası rızanın varlığıdır. TMK m. 309 maddesi “Evlât edinme, küçüğün ana ve babasının rızasını gerektirir. Rıza, küçüğün veya ana ve babasının oturdukları yer mahkemesinde sözlü veya yazılı olarak açıklanarak tutanağa geçirilir. Verilen rıza, evlât edinenlerin adları belirtilmemiş veya evlât edinenler henüz belirlenmemiş olsa dahi geçerlidir.” Gereğince rıza olmazsa olmaz şarttır.
Rıza, küçüğün veya ana ve babasının oturdukları yer mahkemesinde sözlü veya yazılı olarak açıklanarak tutanağa geçirilir. Evlat edinme sürecinde verilecek rıza, evlat edinmeye izin davası sırasında alınabileceği gibi, evlat edinmeye izin davası açılmadan önce de tespit hükmü ile ortaya konulabilir.
1 yıllık bakım ve gözetim şartını yerine getirildiğinin delillendirilmesi için çocuğun biyolojik ana ve babasının rızasını tespit ettirmek üzere, evlat edinmeye izin davası açmadan önce tespit davası açarak rızanın varlığını tutanağa bağlamak gerekmektedir. Bu tespit davasıl bir çok riski bertaraf edeceği gibi çocuğun biyolojik ana ve babasının 1 yıllık bakım ve gözetim süresi dolduktan sonra rıza vermeme yönünde tutum takınmalarının riskini ortadan kaldırmaktadır.
Fakat küçüğün biyolojik anne babasının kim olduğu veya uzun süreden beri nerede oturduğu bilinmiyorsa veya ayırt etme gücünden sürekli olarak yoksun bulunuyorlarsa veya küçüğe karşı özen yükümlülüğünü yeterince yerine getirmiyorlarsa mahkeme açılan evlat edinmeye izin davasında rıza aramama kararı verebilir. Bu durumda mahkeme çocuğun üstün yararı ve ebeveyn-çocuk ilişkisinin olumlu manada kurulduğuna kanaat getiriyorsa evlat edinmeye izin verecektir.
9. Vesayet Dairelerinin İzni
TMK. m. 308/III‟e göre; “vesayet altındaki küçük, ayırt etme gücüne sahip olup olmadığına bakılmaksızın vesayet dairelerinin izniyle evlât edinebilir”. Buna göre, evlât edinilmek istenen kişi vesayet altında ise, örneğin, velâyet nez edilmiş ve kendisine vasi tayin olunmuşsa, küçük ayırt etme gücüne sahip olsa bile, vasisinin ve vesayet dairelerinin izni gerekir. Evlât edinmeye izin kararını, küçüğün yerleşim yerindeki vesayet daireleri verir (TMK. m. 411). Vesayet altındaki küçüğün evlât edinilmesi için, vasisinin rızası ile birlikte, evlâtlığın ikametgahı sulh hukuk mahkemesinin izni ve asliye hukuk mahkemesi hakiminin bunu tasdik etmesi gereklidir. Çünkü vesayet makamı, sulh hukuk mahkemesi; denetim makamı, asliye hukuk mahkemesidir (TMK. m. 397/II).
03.07.2005 tarih ve 5399 sayılı Türk Medeni Kanununda Değişiklik yapılmasına Dair Kanun, Medeni Kanunun 313 üncü maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesini değiştirerek “Evlât edinenin altsoyunun açık muvafakatiyle ergin veya kısıtlı aşağıdaki hallerde evlât edinilebilir” hükmünü getirmiştir. Bu hükme göre, kanunun yürürlüğe girdiği 15.07.2005 tarihinden itibaren ergin ve kısıtlıların evlat edinilmesi açısından aranan evlat edinenin altsoyunun bulunmaması koşulu ortadan kaldırmıştır. Kanun koyucunun yayımı tarihinde yürürlüğe girmesini öngördüğü 5399 sayılı Kanun 15.07.2005 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Dolayısıyla, 15.07.2005 tarihinden önce gerçekleştirilen ergin ve kısıtlıların evlat edinilmeleri açısından, evlat edinenin altsoyunun bulunmaması koşulu aranacaktır. Buna karşılık 15.07.2005 tarihinden sonra gerçekleştirilen ergin ve kısıtlıların evlat edinilmeleri ile ilgili işlemlerde, evlat edinenin altsoyunun bulunup bulunmaması önem arz etmeyecektir. Ancak evlat edinenin altsoyunun açık muvafakati ile ergin veya kısıtlı evlat edinilebilecektir.
Ayırtım gücü olmayan bir kişiyi vasisi evlat edinmek isterse, kısıtlıya sulh hukuk mahkemesi tarafından kayyım tayin edilmesi gerekir.
II- 18 YAŞINDAN BÜYÜK KİŞİLERİN EVLAT EDİNİLMESİ
1. Ergin Veya Kısıtlının Bakılıp Gözetilmiş Ve Evlât Edinenle Aile Halinde Yaşamış Olması
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu, önceki Kanundan farklı olarak, ergin ve kısıtlı olan herkesin evlât edinilebilme imkanını ortadan kaldırmıştır. Gerçekten, Kanunumuz ergin ve kısıtlıların evlât edinilebilmelerine ancak 313. maddede üç bent olarak düzenlenen şartlardan birinin mevcudiyeti halinde izni vermektedir. Maddede düzenlenen haller alternatif haller olup, sınırlayıcı (tahdidi) biçimde sayılmışlardır. Bu haller şunlardır:
1- Bedensel veya zihinsel özrü sebebiyle sürekli olarak yardıma muhtaç ve evlât edinen tarafından en az beş yıldan beri bakılıp gözetilmekte ise,
2- Evlât edinen tarafından, küçükken en az beş yıl süreyle gözetilmiş ve eğitilmiş ise,
3- Diğer haklı sebepler mevcut ve evlât edinilen, en az beş yıldan beri evlât edinen ile aile halinde birlikte yaşamakta ise.
4- Madde 313- (Değişik birinci cümle: 3/7/2005-5399/1 md.) Evlât edinenin altsoyunun açık muvafakatiyle ergin veya kısıtlı aşağıdaki hallerde evlât edinilebilir. 5399 sayılı Kanunla yapılan değişiklik uyarınca, evlat edinen kişinin zaten bir çocuğu varsa onun da mahkeme önünde rızası aranacaktır.
Ergin veya kısıtlıların evlât edinilmelerinde her üç halde de en az beş yıl gibi bir sürenin geçmiş olması istenmektedir. Bu düzenleme ile evlât edinen ile evlâtlığın birbirlerini uzun süre tanımaları, denemeleri evlâtlık kararı almadan önce düşünmeleri esası getirilmiştir. Öte yandan, evlât edinilecek kişi bakımından da bir takım şartlar aranmıştır. Evlât edinilecek kişi “bedensel ve zihinsel özürlü olmak”, “küçükken bakılmış ve eğitilmiş olmak” ya da “evlât edinenle uzun süredir -5 yıldır- aile halinde birlikte yaşamakta olmak” gibi önemli bir takım şartları haiz olmalıdır.
Görüldüğü üzere, TMK ergin ve kısıtlıların evlât edinilmelerinde küçüklerin evlât edinilmelerinden farklı bir düzenleme yapmıştır. Ancak TMK. m. 313’te düzenlenen bu kurallar dışında, küçüklerin evlât edinilmelerine ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla ergin ve kısıtlıların evlât edinilmesinde de uygulanacağı belirtilmiştir. Buna göre TMK. m. 313/I ve II’de sayılan düzenlemeler dışında erginlerin ve kısıtlıların evlât edinilmelerinde küçüklerin evlât edinilmesine ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanacaktır (TMK. m. 313/II).
MAHKEME KARARI
A. Evlat Edinme Talebi
Evlat edinen veya evlat edinen ile evlatlık her ikisi birlikte evlat edinme talebinde bulunma yetkisine sahiptir. Bu dava uygulamada hasımlı (çekişmeli) davaymış gibi açılmakta ve evlatlık fiil ehliyetine sahip ise kendisi, velayet altında ise velisi, vesayet altında ise vasisi hasım olarak gösterilmektedir. Bu dava hasımsız bir davadır. “Davacı” değil, “talepte bulunan” sıfatının kullanılması kanımızca isabetli olacağı değerlendirilmektedir[7].
B. Mahkeme Tarafından Yürütülecek Tahkikat
Esaslı sayılan her türlü durum ve koşulların geniş bir şekilde araştırılması, evlat edinen ile evlatlığın dinlenmesi ve gerektiğinde uzmanların görüşünün alınması evlat edinmeye karar vermek için gereklidir (MK m. 316/I). Şahsa bağlı bir hak olan evlat edinmede hakimin, evlat edinenin şahıs durumu hakkında tam bir kanaate sahip olması için evlat edinen ile evlatlığı birlikte dinleyeceği madde gerekçesinde belirtilmiştir. Mahkeme tarafından araştırılacak hususlar şunlardır:
1. Evlat Edinen ile Evlatlık Açısından
a. Kişiliği ve Sağlığı
Bireyin toplumsal yaşamı içinde edindiği alışkanlıkların ve davranışların tamamı olarak tanımlayabileceğimiz kişiliğin araştırılması gerekmektedir. Toplum tarafından hoş karşılanmayacak, ahlaki nitelik taşımayan alışkanlığı veya davranış biçimi olan kişilerin evlat edinmede taraf olması, evlat edinme müessesesinden beklenen menfaati azaltır. Ahlaka, edebe, adaba eğilimleri olan bir kişinin evlat edinmesi veya edinilmesi gibi. Tarafların sağlığı da dikkat edilmesi gerekli bir diğer husustur. Özellikle tehlikeli ve bulaşıcı nitelikteki hastalığı olan kişilerin bu ilişkiye taraf olması halinde, toplumsal fayda bir yana, zararlı sonuçlar meydana gelecektir.
b. Karşılıklı İlişkileri
Karşılıklı ilişkiler, tarafların paylaşmayı arzuladıkları yeni hayatlarında, bir arada huzurlu, güvenli ve mutlu olup olamayacakları konusunda kesin delil teşkil eder. Ayrıca, tarafların birbirleriyle olan ilişkileri, dürüstlük ilkesine uygun hareket edilip edilmediği noktasında çok önemli bir ışık tutacaktır. Boşanmış eşlerin birbirlerini evlat edinemeyecekleri hususunda, Yargıtay’ın yerinde bir kararı vardır.
c. Ekonomik Durumları
Evlatlığın, şu anda bulunduğu durumdan daha refah bir yaşama kavuşturulması evlat edinme müessesesinin amaçlarından biridir. Yeterli maddi olanaklara sahip olmayan bir kişinin evlat edinmeye teşebbüs etmesi, evlat edinilecek çocuğun menfaatlerinin korunmasına hizmet etmeyecektir. Bunun yanı sıra, evlatlığın mali durumunun üst düzeyde olması, evlat edinenin manevi mi yoksa maddi amaç mı güttüğü konusunda ciddi şüpheler uyandırır. Ulvi ve ahlaki nitelik taşıyan bu ilişkinin ticarileşmemesi esastır.
2. Evlat Edinen Açısından;
a. Eğitme Yeteneği
Bir kişinin eğitimi, ait olduğu toplumun huzuru açısından önemli bir unsurdur. Eğitimin temeli ailede atılmaktadır. Bu eğitimin yeterince sağlanamaması, gelecekte onarılması güç veya imkansız hasarlara neden olur. Bu nedenle, evlat edinenin eğitme yeteneği, eğitme metotları, bu alandaki başarısı, üzerinde durulması gereken bir konudur.
b. Evlat Edinmeye Yönelten Sebepler
Evlat edinmenin saiki önemlidir. Evlat edinenin bu işlemle neyi amaçladığının araştırılması gerekir. Evlat edinmenin en önemli sakıncalarından biri, mirasçılardan mal kaçırmak için elverişli bir yol olmasıdır. Akıntürk’ün de belirttiği gibi, 98 yaşındaki, altsoyu bulunmayan bir kişinin 80 yaşındaki bir yakınını evlat edinmesinde, kişinin evlat özlemini gidermek veya babalık zevkini tatmak gibi amaçları olamaz.
c. Aile İlişkileri ile Bakım İlişkilerindeki Gelişmeler (MK m. 316/II).
Aile ilişkilerindeki başarısızlığıyla tanınan bir kişinin evlat edinmesine izin verilmemesi evlat edinilecek çocuk veya kişinin haklarının korunması bakımından gerekli bir sonuçtur. Bunun yanı sıra, kişinin bakım ilişkilerindeki tutumu da kararı amacına ulaştırıp ulaştıramayacağı konusunda önemli bir ipucudur.
3- Karar
Hakim, öncelikle evlat edinme şartlarını inceler. Bu şartların somut olayda gerçekleştiğini tespit eden hakim, gerekli araştırmayı yapar. Araştırma sonucunda, evlat edinmenin evlat edinilen küçüğün menfaatlerinin korunması bakımından faydalı sonuçlara ulaşılacağı kanaatine varan hakim, evlat edinmeye karar verir.
Yetkili mahkeme; MK tarafından açık bir hükme bağlanmıştır (m. 315/I). Buna göre; evlat edinenin oturma yeri, birlikte evlat edinmede eşlerden birinin oturma yeri mahkemesi evlat edinme kararının verilmesinde yetkilidir. Yetkili mahkemenin belirlenmesinde, evlat edinen, bir başka ifade ile davacı veya talepte bulunan hareket noktası olarak alınmıştır.
EVLÂT EDİNMENİN HÜKÜM VE SONUÇLARI
1. Soyadı
4721 sayılı Türk Medenî Kanununa göre, evlâtlığın evlât edinenin soyadını alması, küçük olmasına bağlıdır (TMK. m. 314/III). Ergin olan evlâtlığın evlât edinenin soyadını alması kendi isteğine bağlıdır (TMK. m. 314/III). Burada ergin olan evlâtlığa bir seçme hakkı tanınmıştır. Ergin olan evlâtlık dilerse kendi soyadını dilerse evlât edinenin soyadını kullanabilir. Evlâtlık küçük ise, soyadının değişmesi kanun hükmü icabıdır. Evlâtlık işlemleri tamamlanır tamamlanmaz evlât edinenin soyadını alır. Evlat edinenin soyadını evlat edinme ile alan küçüğün böylelikle, hangi aileye mensup olduğu belli olur. Ayrıca, ait olduğu ailenin aile adından küçük, faydalanma imkanı bulur. Bunun aksine anlaşma yapılamaz. Eğer küçüğün eski soyadını taşımakta haklı bir menfaati varsa, TMK. m. 27/I‟ e göre soyadının değiştirilmesini isteyebilir.
Bir kadının bir küçüğü evlat edinmesi halinde, evlat edinenin sonradan evlenmesi veya boşanması nedeniyle soyadının değişmesi evlatlığın soyadını etkilemez. Evlatlık, kadının evlenmeden önceki soyadını taşımaya devam eder.
2. Evlat edinilen çocuğa yeni bir ad verilmesi hakkı
Bir çocuğu evlat edinenin, çocuğa yeni bir ad vermesi mümkündür. (MK m. 314/III). Bu yeni bir hükümdür ve öğretide isabetli olduğu haklı olarak değerlendirilmektedir[8]. Zira, bir yaşamı paylaşacağı, kendi çocuğu gibi benimseyeceği, kader birliği yapacağı bir çocuğa adını koyması evlat edinenin tanınan bir hak olarak düzenlenmiştir. Ayrıca, yukarıda zikredilen “ana, babaya ait hak ve vazifeler evlat edinene geçer” hükmü ile bu hüküm paralellik arzetmektedir. Ad verme hakkı evlat edinene geçmiştir.
3. Hısımlık
Evlât edinme işleminin tamamlanması ile, evlâtlık ile evlât edinen arasında bir soybağı ilişkisi kurulur (TMK. m. 282/II). Bu hüküm gereğince, evlâtlıkla evlât edinen arasında hısımlık ilişkisi doğmaktadır.
Evlatlığın, miras ve başka haklarının zedelenmemesi, aile bağlarının devam etmesi için evlatlığın naklen geldiği aile kütüğü ile evlat edinenin aile kütüğü arasında her türlü bağ kurulur. Ayrıca, evlatlıkla ilgili kesinleşmiş mahkeme kararı her iki nüfus kütüğüne işlenir (MK m. 314/V)45. Zira, evlatlık ile kendi hısımları arasındaki hısımlık bağını, evlat edinme etkilemez. Bu hısımlık devam eder. Madde gerekçesi de, bu hükmün aile bağlarının kaybolmaması için alınması gerekli önlemlere hizmet ettiğini ifade etmektedir.
4. Evlâtlığın Gerçek Ana Babasıyla ilişkileri
Evlât edinmeyle birlikte, ana babaya ait olan hak ve yükümlülüklerin evlât edinene geçmesi, çocuğun gerçek ana babasıyla olan tüm ilişkilerinin kesileceği anlamına gelmez. Yargıtay’a göre, evlâtlığın gerçek ana babası, küçük çocuklarıyla şahsi ilişkide bulunmak hakkına sahiptirler. Evlât edinen buna engel olmak isterse, ana ve baba evlâtlık olan çocuklarıyla şahsi ilişkilerinin düzenlenmesini hakimden isteyebilirler.
5. Velâyet Hakkı
Evlât edinme işlemimin tamamlanması ile birlikte, ana babaya ait olan hak ve yükümlülükler evlât edinene geçer (TMK. m. 314/I). Evlât edinme işleminin tamamlanmasıyla henüz reşit olmayan evlâtlık, evlât edinenin velâyeti altına girer.
6. Bakım Yükümlülüğü
Evlâtlık işleminin tamamlanmasıyla ana babaya ait haklar ve yükümlülükler evlât edinene geçer. Yine ana baba çocuklarının bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdürler (TMK. m. 185/II). Bu hüküm gereğince, evlât edinme işleminin tamamlanmasıyla evlât edinen, evlâtlığın bakım ve iaşesinden birinci derecede sorumlu hale gelir. Asıl ana ve babanın bakım mükellefiyeti sona erer.
7. Ana Baba Adı
4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 314. maddesinin dördüncü fıkrasına göre; “Eşler tarafından birlikte evlât edinilen ve ayırt etme gücüne sahip olmayan küçüklerin nüfus kaydına ana baba adı olarak evlât edinen eşlerin adları yazılır”. Türk Medenî Kanununda belirtilen istisnai şartların gerçekleşmesi halinde eşlerden sadece birinin evlât edinmesi halinde bu hüküm uygulanmamaktaydı. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin 26/7/2023 tarihli ve E.: 2023/3, K.: 2023/139 sayılı Kararı ile tek başına evlat edinen kişinin evlat edindiği çocuğa soy adıne vermesini engelleyen kural iptal edilmiştir. İptal kararı üzerine yepılan düzenleme ile Yeniden Düzenleme:7/11/2024-7531/12 md.) Ayırt etme gücüne sahip olmayan küçüklerin nüfus kaydına, birlikte evlât edinmede ana ve baba adı olarak evlât edinen eşlerin adları; tek başına evlât edinmede ise ana veya baba adı olarak evlât edinenin adı yazılır. Evlât edinilen diğer kişiler hakkında, talepleri halinde bu hüküm uygulanır.
4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 129. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, evlât edinen ile evlâtlığın veya bunlardan biri ile diğerini alt soyu ve eşi arasında evlenmek yasaklanmıştır. Bu hüküm gereğince, evlâtlık ilişkisinden kaynaklanan evlenme yasağı daha da genişletilmiş, evlâtlık ve evlât edinenin diğerinin alt soyu ile evlenmesini de yasaklamıştır.
4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 314. maddesinin altıncı fıkrasına göre “Evlât edinme ile ilgili kayıtlar, belgeler ve bilgiler mahkeme kararı olmadıkça veya evlâtlık istemedikçe hiçbir şekilde açıklanamaz.”
8. Vatandaşlık
2009 tarihli 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu uyarınca, Türk vatandaşlığının evlat edinilme ile kazanılması başlıklı 17. Maddesi uyarınca Bir Türk vatandaşı tarafından evlat edinilen ergin olmayan kişi, millî güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel teşkil edecek bir hali bulunmamak şartıyla, karar tarihinden itibaren Türk vatandaşlığını kazanabilir.
9. Miras
a. Genel Esaslar
TMK. m. 314/II’ye göre, evlâtlık, evlât edinenin mirasçısı olur.
TMK. m. 500/I’e göre, evlâtlık ve altsoyu, evlât edinene kan hısımı gibi mirasçı olurlar.
Bu hükümler doğrultusunda, evlâtlık ve altsoyu, evlât edinenin birinci zümreden mirasçısı olup, mahfuz hisseye sahiptirler. Bunun için, miras bırakanın ölümü anında geçerli bir evlâtlık ilişkisi mevcut olmalıdır. Miras bırakanın ölümü anında geçerli bir evlâtlık ilişkisi mevcut değilse, evlâtlık, evlât edinenin mirasçısı olamaz.
b. Evlâtlığın Gerçek Ana Babasından Mirasçılığı
Evlâtlık, evlât edinenin mirasçısı olmakla beraber, gerçek ana babasına karşı olan kanuni mirasçılık durumunu da korur. Yani, evlâtlık, evlât edinenden ve gerçek ana babasından olmak üzere çift miras hakkına sahiptir. TMK. m. 500 /I’in 2. cümlesi bunu şöyle ifade etmiştir, “Evlâtlığın kendi ailesindeki mirasçılığı da devam eder”.
Yargıtay, evlatlık ve altsoyunun yalnızca evlat edinen kimseye mirasçı olabileceğini hükme bağlamıştır. Yargıtay, kök içerisinde halefiyetin burada söz konusu olamayacağı görüşündedir. Evlat edinme, tek yönlü bir miras hakkı doğurur. Bir başka ifade ile, evlatlık ve altsoyu evlat edinene kan hısmı gibi mirasçı olurken, evlat edinen ve hısımlarının evlatlığa mirasçı olması mümkün değildir (MK m. 500)41. Evlatlığın, evlat edineni mirasçı atamasına hukuken herhangi bir engel yoktur.
743 S. Medeni Kanun’a göre evlatlığın mirasçılık hakkı, düzenlenecek bir resmi senetle, sınırlandırılabilir veya tamamen kaldırılabilir (m. 257/II). Bu resmi senedin, en geç evlat edinme akdine kadar yapılması gerekir. Bu hususta, yeni hüküm herhangi bir kayıt içermemektedir. Bu nedenle, böyle bir resmi senet düzenleme olanağı yoktur. Ancak, tarafların karşılıksız veya bir karşılık sağlamak suretiyle mirastan feragat sözleşmesi yapma hakları saklıdır (MK m. 528).
[1] Oğuz Sadık AYDOS, Yeni Medeni Kanuna Göre Evlat Edinme, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, c. 4, sy. 2, 2000, ss. 108-130. s. 112.
[2] Oğuz Sadık Aydos, Yeni Medenî Kanuna Göre Evlât Edinme, s. 125.
[3] Hüseyin Hatemi, Aile Hukuku, Onikilevha, 6.Bası, İstanbul, 2018, s.178.
Şükran Şıpka, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Evlat Edinmeye” İlişkin Hükümlerinin İncelenmesi, IİÜHFM C. LVIL S. 1-2, İstanbul, 1999, s. 310.
Oğuz Sadık Aydos, Yeni Medenî Kanuna Göre Evlât Edinme, 115. Rona Serozan, Çocuk Hukuku, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2017, s.228.
Ömer Uğur Gençcan, Aile Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara, 2011, s. 1277.
[4] Oğuz Sadık Aydos, Yeni Medenî Kanuna Göre Evlât Edinme, s. 125.
[5] Safa KOÇOĞLU, Evlat Edinmede Ana ve Babanın Rızasının Aranıp Aranmaması Sorununun, Özellikle Yetkili Kurum Aracılığı ile Evlat Edinme Açısından İncelenmesi, TAAD, Yıl: 11, Sayı: 38 (Nisan 2019),
[6] Oğuz Sadık Aydos, Yeni Medenî Kanuna Göre Evlât Edinme, s. 120.
[7] Oğuz Sadık Aydos, Yeni Medenî Kanuna Göre Evlât Edinme, s. 123.
[8] Oğuz Sadık Aydos, Yeni Medenî Kanuna Göre Evlât Edinme, s. 125.
Son Yazılar
İşçinin Fazla Çalışmasının İspatı